Article · Yiğit Azad Polat

Kür Düşünüyorsan Önce Bunu Oku

Kür bir düğmeye basmak değil; bastıktan sonra kolayca geri alamayacağın bir karar. Girmeden önce sormadığın her soru, çıkarken iki katı olarak karşına çıkar. Bu yazı seni durdurmak ya da korkutmak için değil; girmeden önce doğru soruları kendine sorman için. Çünkü çoğu zaman sorun maddede değil, o maddeye hazırlıksız gitmende.

Aynı madde, bilerek ve yalnız değilken başka; bilmeden ve tek başınayken bambaşkadır.

Kür bir kestirme değil, bir karar

Çoğu kişi kürü bir kısayol sanır. Aylarca kazanamadığı şeyi birkaç haftada alacağını düşünür. Ama kür kazandırmaz, hızlandırır; zaten yürüyen bir motoru daha sert zorlar. Tabanın yoksa hızlandıracak bir şey de yoktur; olmayan kası büyütmez, olmayan disiplini kurmaz. Kür başlamadan önce ne yaptığın, kür bittikten sonra ne yaşayacağını çoktan belirler.

Bir şeyi içine sokmadan önce kendine dürüst ol. Bunu neden istiyorsun? Sabırsızlık mı, disiplinsizlik mi, yoksa gerçekten yıllarını verdiğin bir sınıra mı geldin? Çoğu kür, ertelenmiş bir emeğin faturasıdır. Ödemeyi geciktirdikçe faiz büyür; beden faizini de bileşik işler. Niyetini yoklamadan iğneye uzanıyorsan, düzelttiğini sandığın şey aslında kaçtığın şeydir.

Girmeden önce kanına bak

Kendi taban değerlerini bilmeden içine bir şey soktuğunda neyin bozulduğunu göremezsin. Kan tablosu senin başlangıç fotoğrafın; onu çekmeden yola çıkarsan sonradan neyin değiştiğini kıyaslayacak bir zemin kalmaz. Kanına bakmak korkmak değil, görmek demektir. Karaciğer, böbrek, lipid, hormon, tansiyon; bunlar birer rakam değil, bedeninin sana konuştuğu dildir.

Doz vermem, o benim işim değil; ama kanına bakmadan başlıyorsan zaten hazır değilsin. Ölçmediğin şeyi yönetemezsin; yönetemediğin şey bir süre sonra sessizce seni yönetir. Bunu bir hekimle yap, bir forumla değil. Doktor değilim, yerine de geçmem; senin yerine karar da vermem. Ama şunu söylerim: kör gidersen, en çok zarar gördüğün an, bir şeyin bozulduğunu bile fark etmediğin andır.

Çıkışı planlamadan girme

Çoğu kişi girişi düşünür, çıkışı düşünmez. Oysa asıl iş çıkışta başlar. İçeri girmek kolaydır; bedeni tekrar kendi ayakları üzerinde bırakmak zordur. Çıkış planın yoksa henüz giriş hakkın da yoktur.

Ne zaman bırakacağını, bedenini sonra nasıl toparlayacağını, hangi belirtide her şeyi durduracağını önceden bilmiyorsan kür yapmıyorsun, kumar oynuyorsun. Girişte heyecan vardır, çıkışta sabır ister; çoğu hata çıkışta yapılır, çünkü kimse o kısmı konuşmaz, herkes başlangıcı anlatır. Sonu belli olmayan hiçbir işe girme; kürün de bir sonu olmalı, sen daha başlamadan yazılmış.

Asıl tehlike maddede değil

En çok zarar veren şey maddenin kendisi değildir; ne yaptığını bilmemek ve bunu yalnız yapmaktır. Bir odada tek başına, okuduğun bir şemayla, kimseye söylemeden ilerleyen kişi en büyük riski taşır. Aynı madde, bilerek ve yalnız değilken başka; bilmeden ve tek başınayken bambaşkadır. Farkı çoğu zaman cehalet ile yalnızlık koyar.

Yalnız bırakılmışlık da bir semptomdur. Utandığın için saklıyorsan, bir şey ters gittiğinde kimse yanında olmaz; yardım isteyemeyeceğin bir işe hiç girme. Güvendiğin bir hekim, elinde bir kan tablosu, önceden yazılmış bir çıkış planı; bunlar seni zayıf göstermez, ayakta tutar. Güç, yardımı reddetmek değil, doğru yerden istemeyi bilmektir.

Kür bir kimlik değil

Seni sen yapan şey iğnede değil, iğneyi kaldırdığın günlerde ne yaptığında saklıdır. Disiplin, istek yokken de sürdürdüğün şeydir; kür ise istek varken bile beklemeyi bilmektir. Konfor hep 'şimdi' der; karakter 'henüz değil' diyebilmektir.

Acele etme. Kestirme diye girdiğin yol çoğu zaman en uzun yoldur. Önce tabanını kur, kanına bak, hekimini bul, çıkışını yaz. Sonra düşün. Belki o zaman ihtiyacın kalmaz; kalırsa da hazır, görerek ve yalnız olmayarak girersin.