Makale · Yiğit Azad Polat

Genç Yaşta Kür: Acele Etmenin Bedeli

Yirmili yaşların başındasın; aynada gördüğün gövde sabırsız. Etrafında herkes bir şey kullanıyormuş gibi görünüyor, sen geride kalıyormuş gibi hissediyorsun. Ama dışarıdan bir hormonu sisteme sokmadan önce sorman gereken tek bir soru var: bu beden kendi dengesini kurdu mu? Genç sistem henüz oturmamıştır; dışarıdan gelen müdahale onu hızlandırmaz, çoğu zaman kurmadan böler. Doktor değilim, yerine de geçmem; doz da vermem. Ama şunu söylerim: acele, en pahalı hatadır.

Genç bedene acele bir iyilik değil; onu kurmadan bölmektir.

Oturmamış bir sistem

Genç bedende hormon üretimi hâlâ kendi ritmini arıyor. Taban daha atılmadan üstüne yük bindirirsin; sistem bunu kaldıramaz, kurmadan bölünür. Erişkin, dengesini çoktan kurmuş bir bedene dokunmakla, henüz olgunlaşmamış bir dengeye dokunmak aynı şey değildir. İlki çoğu zaman toparlanır; ikincisi izini bırakır, bazen kalıcı olarak.

Vücudun o yaşta zaten sana çalışıyor; doğal üretimin en yüksek noktalarından birinde. Dışarıdan sinyal gönderdiğinde beden şunu anlar: artık kendim üretmeme gerek yok. Bu mesajı henüz güçlenmemiş bir sisteme vermek, daha ayağa kalkmamış bir yapıyı erkenden askıya almak gibidir. Kazandığını sandığın hızın bedeli, çoğu zaman sonradan ödenir.

Korkuyu sonraya bırakma

Baskılanma ve kısırlık, kürün küçük bir yan detayı değildir; masaya ilk konması gereken sorudur. Çoğu bunu ancak bir sorun çıkınca sorar; oysa sıra o değil. Çocuk istiyor musun, ne zaman istiyorsun; bunu netleştirmeden dışarıdan hormon sokmak, kapıyı görmeden içeri dalmaktır.

Sistem baskılandığında geri dönüş garanti değildir. Kimisi toparlar, kimisi zorlanır, kimisi için süreç uzar; kimse sana kesin bir söz veremez. Ben sana rakam da vermem, protokol da; bunları bir hekimle konuşursun, kanına baktırırsın. Ama şunu bilerek gir: bu bir 'sonra düşünürüm' konusu değil, en baştan sorulması gereken sorudur. Genç yaşta erken kapatılan bir kapı, her zaman geri açılmaz.

Kıyas seni erken karar verdirir

Geride kaldığın hissi çoğu zaman kıyastan gelir. Ekranda gördüğün gövdelerin arkasında ne var bilmiyorsun; kaç yıl, ne pahasına, hangi genetikle. Kendini, görmediğin bir hikâyeyle yarıştırıp erken karar veriyorsun. O acelenin altında çoğu zaman senin gerçek isteğin değil, birinin sana baktığında ne düşüneceği korkusu yatar.

Kimseyle yarışmıyorsun; kendi bedeninle uzun bir yol yürüyorsun. Bu yolda erken atılan yanlış bir adım, sonradan atılacak on doğru adımdan daha çok yer kaplar. Sabır burada bir zayıflık değil; en zor ve en olgun tercih.

Acele neyi çalar

Acele sana bir yıl kazandırıyormuş gibi görünür; aslında yılları borçlandırır. Konfor tuzağı tam da budur: zor olanı atlayıp kısa yolu seçmek. Ama kısa yol karakteri de atlar. Kendi bedenini yıllarca çalışarak tanımadan müdahale edersen, neyin senin emeğin neyin dışarıdan geldiğini hiçbir zaman tam bilemezsin.

Disiplin, motivasyon değildir. Motivasyon o sabah gelir, ertesi gün gider; disiplin, canın istemese de gidip yapmaktır. Genç yaşta öğrenilmesi gereken şey bir kür değil; istek yokken bile tabanı örme alışkanlığıdır. O alışkanlık sana ömür boyu kalır; bir kürün etkisi ise kalmaz, ödediğin bedel kalır.

Önce tabanını kur

Uyku, yemek, süreklilik. Sıkıcı görünen bu üç şey, hiçbir dış maddenin veremeyeceği zemini verir. Yıllarca doğru çalışan bir beden, ileride ne yaparsa daha sağlam bir temelden yapar. Tabanı atlayıp tepeye koşarsan, düştüğünde tutunacak bir yerin olmaz.

Kanına bak; nereden başladığını bilmeden nereye gittiğini bilemezsin. Genç sistemde bu daha da önemli, çünkü beden henüz kendi normalini oturtuyor. Acele etme; önce tabanını kur. Gövde bir yarış değil; ömür boyu taşıyacağın tek ev. Onu kurmadan bölme.